Sahi, Nasıl Bir Şeydi? [ Ziya Nizam ]
Bembeyaz bir güne uyandı sevda yüklü kalpler. Duygular gibi tertemiz olmuştu, şehrin kötülüğe alışık sokakları. Bir çocuğun sevinci doldu içlerine. Çocuk oluverdiler o anda.
Bembeyaz bir güne uyandı sevda yüklü kalpler. Duygular gibi tertemiz olmuştu, şehrin kötülüğe alışık sokakları. Bir çocuğun sevinci doldu içlerine. Çocuk oluverdiler o anda. Bir kar tanesi, gözlerini kapatıp, rüzgarın yumuşak ahengiyle salındı yeryüzüne doğru. Camdaki sevda yüklü kalplerin önünden geçerken tanımadığı bir sıcaklık duydu içinde. Ne güzelmiş yeryüzü diye düşündü. İyi ki günlerce aşkın ne olduğunu ona anlatan bulutu dinlemiş ve aşkını bulmak için ayrılmıştı ondan. İşte içine yerleşmeye başlamıştı bile aşk. Bir başka kar tanesinin elini gördü gözlerini açtığında. Yumuşacık uzandı ona doğru. Erkenden uyanıp sokağa fırlamış afacanların, çocuk parkının ortasına kurdukları kardan adamın havuç burnuna kondular önce, el ele geldikleri dünyada. Yola kar tanesi olarak çıksalar da yere iner inmez adam olmuşlardı, kardan adam. Bizim aşkı arayan kar tanesi, gözleri dolu dolu, yeryüzü ne güzelmiş diye düşündü, baksana kardan bile adam var burada. Yolda süzülürken ona eşlik eden rüzgar, hafifçe aldı onları havuç burundan. Ağır ağır indiler çimlerin üzerinde birikmiş diğer arkadaşlarının yanına. Parkta koşturan afacanlarının birinin eli gelip bir avuç arkadaşını kaldırdı yerden. Neşeli kahkahalarla başka bir çocuğa doğru fırlattı. Kartopundaki arkadaşlarının da gülen yüzlerini görebiliyordu bu oyunun ortasında. Bekledi bir sonraki afacanın avucunu, elinde aşkıyla yan yana. Buluttan ayrılırken yalnız başladığı hayatı, yolun ortasında aşkla buluşmuş ve el ele inmişlerdi yere. Şimdi onlara doğru uzanan pembe yanaklı çocuğun gülen gözlerine bakarak bekliyordu ikisi de, oyunlarına dahil olmayı. Minik el uzandı yere doğru, yaklaştı ve aşkıyla birlikte bir sürü kar tanesini alıp götürdü. İçine aşkın sıcaklığından sonra ayrılığın ateşi de düşmüştü işte. Üzerine gelen minik ayağı fark etmedi bile. Uzunca saatler yere yapışmış, üzerinde büyük bir baskıyla durdu öylece. Hava kararınca el ayak çekilmişti ortadan. Soğuk bir gece geçirdi aşkının nerede olduğunu bile bilmeden. Ağladı sabahın ilk ışıklarına dek. Bilmediği bir sıcaklık etrafı doldurduğunda, kalbindeki sıcaklıkla kıyasladı. Hiç benzemiyordu bu ikisi. Çözüldüğünü hissetti, güneş yükseldikçe. Eriyordu saniye saniye. Gözleri kapanmaya başladığında bulutun anlattıklarını hatırlamaya çalıştı. Aşk demişti bulut. Aşk… Gerisini hatırlayamadı ama. Son bir cümle geçti aklından. Sahi, nasıl bir şeydi, Aşk? … Kar tanelerinin aşkı güneş doğana kadar maalesef. Oysa insanoğlu için her doğan gün, aşkını beslemek için binlerce fırsatla birlikte geliyor. Daha ne duruyorsunuz o halde… Ziya NİZAM 04.01.2009-Pazar 23:02-Avcılar |